Teknolojinin, tasarimin, ve liberal sanatlarin insanlara hizmet etmek gibi gayet pragmatik bir yonu var. Bu hizmet dusuncesi spektrumunun bir insanin evine su elektrik tesisati getirmekten ayni insanin estetik ve felsefi bir ihtiyacina cevap vermeye kadar genis bir skalasi var. Bu hizmet etme dusuncesinin arka planindaysa daha once de belirttigimiz bazi hedefler var. Bunlardan biri teknolojinin insanlari esitlige yakinlastirma ve ozgurlestirme mefkuresi, bir digeri, insanlarin temel fiziksel ihtiyaclarini ve hayatta kalabilmesini devam ettirebilme mefkuresi, en son noktadaysa insanin duygusal, sosyal ve ruhani ihtiyaclarina cevap verebilmesi mefkuresi. Peki bugun teknoloji bu ideallerin neresinde duruyor? Ne kadarini karsilayabiliyor?
Teknolojinin bugun temiz su, elektrik, ve benzeri temel ihtiyaclar konusunda bizleri getirdigi nokta gelismekte olan ve yoksul bazi ulkeler disinda coktan cozum esigini gecmis durumda. Teknolojinin insanlarin esitligi ve ozgurlestirilmesi noktasindaysa da tum olumsuzluklara ragmen hala umitvar olabilecegimiz bir yerdeyiz. Buna en iyi ornekse, sosyal medyanin ve internet teknolojilerinin iletisim ve bilgiye erisim konusunda getirdikleri sicrama oldu. Arap baharindaki sosyal donusum ve Afrika’da mobil teknolojinin kullanilmaya baslamasiyla gelisen mobil bankacilik gibi kavramlar bu konuda bizleri umitvar etmeye yeter gelismeler gibi duruyor. Teknolojinin esitlik konusunda henuz alacagi cok yol oldugu da bir gercek, ve teknolojinin insani ozgurlestirirken bir yandan da esirlestirdigi konusu da bugunlerde hararetle tartisilan konulardan. Ozgurlestirme/esirlestirme paradoksunda en hayati konulardan biri ozel hayatin ve ozel hayatin bilgilerinin korunmasi konusu.
Teknolojinin temel ihtiyaclari giderme konusundaki rahatligini insanin daha deruni ihtiyaclarina sira geldiginde gormememiz bir surpriz degil. Bunun en buyuk sebebi teknolojinin malzemesinde ya da ugras alaninda yasanilan degisiklik. Su elektrik gibi baglamlarda onemli olan esyanin ve malzemelerin davranislariyken, psikolojik ve sosyal alanda onemli olan insanin davranislari ve motivasyonlari. 2000’li yillara kadar bu konuda teknolojinin cekinik ve acemi kalmasinin ana nedeni teknoloji alaninda insana dair degerlerin ve dinamiklerin teknolojinin gelisiminde gormezden gelinmesiydi. Simdilerde yeni yeni teknoloji Insanin davranislari ve motivasyonlari konusunda kendine yardimci olabilecek uc disiplini kesfetmeye basladi, psikoloji, sanat ve tasarim. Daha onceki yazilarda tasarimin gucunden bahsetmistik, simdi psikolojiye dair bir eskiz denemesi yapalim.
Psikoloji bilimi bize insanin duygusal, ruhani ve sosyal yonlerini anlamaya dair guclu ipuclari verebilecek bir bilim dali. Son yirmi yilda psikoloji sahasinda gelismekte olan pozitif psikoloji akimiysa bu alanda bize en taze bakis acilarindan birini getiriyor. Bu akimin kurucularindan olan Martin Segelman, insani anlama konusunda klasik psikolojinin getirdigi klinik ve hastaliga dayali yaklasimin insanin guclu vasiflarini anlamamizda yetersiz kalacagini ifade eder. Segelman sonrasinda insanin pozitif yonlerini anlayarak insanlarin problemlerine dair daha aktif ve yapici bir durus sergilenecegini ifade eder. Sonrasinda insanin mutlulugu konusunda carpici bir okuma yapar, Segelman insanin uc turlu mutluluk tarifini yapar, afiyetli hayat, iyi hayat, ve anlamli hayat. Bu uc mutluluk patikasinda bir nevi tabakalardan olusan bir hayat okumasi yapar. Afiyetli hayat hedonik de diyebilecegimiz fiziksel olarak hayattan lezzet alma patikasidir. Guzel bir aksam yemegi ve sonrasinda yenilen baklava ve meyve salatasi buna ornek olabilir. Ama insan hedonik lezzetlerden kisa surede bikar ve ulfete kapilir. Bu nedenler afiyette hayat insanin mutlulugunda onemini yitirir. Iyi bir hayatsa insanin is, aile, veyahut sosyal alanda kendiyle ve diger insanlarla kaynastigi bir hayattir. Insan iyi bir hayatta hayata katilimcidir ve arzu ettigi sancisini cektigi onu gece ayakta tutacak olanin pesinden gittigi bir hayattir. Bu perspektiften bakildiginda boyle bir hayata sahip insan hedonik bir hayatin rahatligina sahip olmasa bile mutludur, ve belki hedonik hayata sahip insandan daha mesuttur. En son patika anlamli hayat patikasi. Insan bu ucuncu ve daha deruni seviyede, kendisini kendisinden ve cevresinden daha ulvi buldugu bir sebebe adamistir ve bu adanmislikla hayattan anlam yontmaya baslamistir. Anlamli hayat, hedonik ve iyi hayat tabakalari olmaksizin insani hayattan memnun kilmaya yeter. Buna bir annenin cocuguna, bir ogretmenin ogrencilerine, bir doktorun hastalarina, bir imamin, rahibin ya da gonullunun insanlik icin adanmisligi gibi ornekler verilebilir. Peki teknoloji bu hedonik, katilimci ve anlamli hayat patikalarinda neresinde duruyor? Gunumuz penceresinden bakildiginda teknoloji coklukla hedonik ve az biraz katilimci bir mutluluk konusunda bize yardimci oluyor. Peki ya deruni ve ruhani ihtiyaclar konusundaki seceresi ne? Teknoloji bu konuda maalesef yaya kaliyor, hatta yaya kalmaktan ote insanlarin ruhani ve deruni ihtiyaclarini arka plana atarak insana bu konularda zarar bile verebiliyor.
Peki teknoloji bu cikmazindan, ya da tikanmisligindan nasil kurtulabilir? Teknoloji sosyal bilimlere ve tasarima kapiyi nazlanarak aralamayi birakip tamamen ve ictenlikle acmayi deneyebilir. Teknoloji kendisini tanimlayan bilgi, surec ve urun alanlarinda onceligi insani degerlere ve insanin deneyimlerine oncelik verebilir. Teknoloji liberal sanatlarin sorgulayan ve sukreden yonlerini kendine adapte edebilir. Bugun bu konuda tamamen yetersiz degiliz. Sosyal degisim temasiyla ozellikle Afrika’da ve Guney Amerika’nin az gelismis bolgelerinde yapilmis akademik veyahut gonullu projeler var, ama bu projelerin sayilarinin artirilmasi, ve hedonik teknolojilerin tekrar gozden gecirilmesi gerekiyor.
kitabul hiyal
sanat, tasarım, & teknoloji üzerine şerhler
Monday, September 17, 2012
esya ve teknoloji 3- Mutlulugun cetin yollarinda teknoloji
Teknolojinin vaadettikleri uzerine bir okuma yaparken ilk olarak teknolojinin su son iki yuzyildaki inisli cikisli seruvenine kisa ve makro seviyede bir bakis atabiliriz. Teknoloji 19.yuzyilda endustriyellesmeyle baslayan donusumde once supheyle, sonra umitle, sonra hayal kirikliklariyla ve simdilerde tekrar umitle bezeli spiral bir umut poetikasi sundu. Bu gelgit seruvenden cikarilacak derslerden biri teknolojinin insanilik ve arac skalasinda gidip gelmesidir. Bu skala teknolojinin insanlara hem umudu hem umitsizligi sunabilen esnek ve kirilgan karakterini gosterdi. Bu kirilganliktan cikis yolu teknolojiyi bir arac gormekten kacinmaktan geciyor. Teknoloji bir irade oldugu ve insan cografyasinin farkli zenginliklerini yansitabildigi ve beraber barindirabildigi olcude insanligi mutluluga eristirebilir.
Simdi son iki yuzyila teknolojinin seruveni perspektifinden bakmayi deneyelim.
19. yuzyil ve endustriyellesmeyle gelisen teknoloji ilk elde geleneksel olani tehdit etti, zanaatkar ve sanat erbabi basedemeyecegi bir olguyla, seri uretim ve standardizasyon kavramiyla karsilasti. Halbuki teknoloji insanlara ilk bastan beri bir ozgurlesme ideali sunuyordu. Bu ozgurlesme idealinin ilk donusturdugu sey is hayati oldu, is hayatinda yasanan degisimi ev hayati izledi. Makinalasmanin getirdigi bosluk Yirminciyuzyil insanini yepyeni bir kavramla tanistirdi, artik insanlarin hayatlarini idame ettirmeleri icin gerekli olanlar kisa bir zamanda giderilebiliyor, geri kalan zamansa insana bos zaman, dinlence olarak kaliyordu. Bu baslangicta iyi gibi gozuken liberallesme, sonrasinda yalnizlik, depresyon, obezite gibi kendine ozgu sorunlari getirdi, teknoloji daha sonra insanlarin sagliklarini koruyabilmek icin yapay yoldan enerjilerini harcayacaklari makinalari da sunmaktan geri durmadi. Teknoloji ozgurlestirdigi oranda insani kendine esir edebilmek gibi egzantrik bir paradoksu beraberinde getirdi.
Calisma, aile, ve sosyal hayattaki bu donusumleri 1930’lu yillarin sonunda cok daha radikal bir donusum izledi. Teknoloji aracsalliginin zirvesinde insani buyuk hayal kirikliklariyla tanistirdi, Birinci dunya savasinda emeklemeyi ogrenen teknoloji ikinci dunya savasinda artik yetiskin kendine guvenen bir aracti, bu guvenle bir nevi savasin yon vereni oldu. Sikago universitesinde bilim adina icat edilen atom bombasi Japonya’da bir felaketin ve savasin kirli kimliginin sembolu oldu. Almanlarin teknolojideki mukemmeliyetciligi insandan sabun uretmek gibi insanligi derinden sarsan ve yaralayan sakat bir dusuncenin aleti oldu. Ikinci dunya savasi bir yandan milyonlarca insan hayatina maloldu, ote yandan da teknolojiye ve insanoglunun dogasina ve vakarina karsi deruni hayal kirikliklarina sebep oldu.
Butun kotu yonlerine ragmen Ikinci Dunya Savasi insanogluna yepyeni bir kapi araladi, savasin belirleyenleri karmasiklikla mucadele etme disiplini olarak da tanimlayabilecegimiz sistem tasarimini gelistirdi. Bunu yaparken de bilgisayarin ve internetin ilk vizyonunu cizmis oldular. Internet’in 60li yillarin sonunda ilk defa askeri bir baglamda icat edilmis olmasi da bu izlekten bakildiginda sasirtici degildi. 1960’li yillarla baslayan sistem tasarimi ve bilgisayarin aracsalligi vizyonu bizleri bugunku bilgi toplumu cagina eristirdi. 1950’lerden 1980’lere degin teknoloji, askeri ve politik bir arac olarak soguk savas adi verilen donemin mitik ve neredeyse sihirli degnegi oldu. Rusya Amerika ekseninde yapilan teknolojik atismalarda aya dikilen bayrak bir nevi teknoloji mitinin rustunu ispat etmesinin de sembolu oldu. Soguk savastan cikan ve daginik merkeziyetcilik gibi yeni paradigmalarla tanisan insanoglu, savaslardaki rolunden dolayi teknolojiye duydugu o derin hayal kirikligini unuttu, ve internet ve sosyal medya sayesinde teknolojiyi yeniden kendinin bir parcasi olarak gormeye basladi. Gunumuze gelindiginde Arap bahariyla da tescillenen bu romantizmle artik teknoloji sosyal donusumlerin ve devrimlerin haylaz ama sevimli cocugu rolunu ustlenmis oldu. Halbuki bu devrimler silsilesinin hemen oncesindeki 2000’li yillarda, Bati dunyasi teknolojiyi George Orwell’in kemiklerini sizlatacak derecede bir paranoyla bir izleme araci olarak kullanmaktan geri durmadi.
Peki bu girift sosyal, politik ve ekonomik sarmalda bugun teknoloji insana neyi vadediyor, ya da etmeli? Yazi dizisinin basinda teknolojinin bir irade olarak nesvu nema bulmasi gibi bir dusunceden bahsetmistim. Teknoloji bir irade oldugu ve insani ve evrensel degerleri yansitabildigi olcude insanligin bir uzvu, yararli bir parcasi olmayi basarabilir. Peki bu ne demek? Teknolojiyi bir arac gormektense, insanin ve insanligin bir uzvu gormenin insana getirdigi en onemli insiyak teknolojinin deger yargilarinin tasiyicisi olmasi perspektifidir. Teknoloji eger temel hak ve ozgurlukler ve evrensel insani deger yargilarini kendine mihenk tasi olarak kabul edebilirse, bir surec, bilgi ve urun olarak da insanligin gelecegine dair bir umut olmayi devam ettirebilir. Bu yazida teknolojinin sosyolojik ve tarihsel perspektiften bir mutluluk okumasini yaptik. Bir sonraki yazidaysa teknolojinin kisi, kisiler ve sosyal etkilesimler penceresinden bir mutluluk ve afiyet okumasini yapacagiz.
Simdi son iki yuzyila teknolojinin seruveni perspektifinden bakmayi deneyelim.
19. yuzyil ve endustriyellesmeyle gelisen teknoloji ilk elde geleneksel olani tehdit etti, zanaatkar ve sanat erbabi basedemeyecegi bir olguyla, seri uretim ve standardizasyon kavramiyla karsilasti. Halbuki teknoloji insanlara ilk bastan beri bir ozgurlesme ideali sunuyordu. Bu ozgurlesme idealinin ilk donusturdugu sey is hayati oldu, is hayatinda yasanan degisimi ev hayati izledi. Makinalasmanin getirdigi bosluk Yirminciyuzyil insanini yepyeni bir kavramla tanistirdi, artik insanlarin hayatlarini idame ettirmeleri icin gerekli olanlar kisa bir zamanda giderilebiliyor, geri kalan zamansa insana bos zaman, dinlence olarak kaliyordu. Bu baslangicta iyi gibi gozuken liberallesme, sonrasinda yalnizlik, depresyon, obezite gibi kendine ozgu sorunlari getirdi, teknoloji daha sonra insanlarin sagliklarini koruyabilmek icin yapay yoldan enerjilerini harcayacaklari makinalari da sunmaktan geri durmadi. Teknoloji ozgurlestirdigi oranda insani kendine esir edebilmek gibi egzantrik bir paradoksu beraberinde getirdi.
Calisma, aile, ve sosyal hayattaki bu donusumleri 1930’lu yillarin sonunda cok daha radikal bir donusum izledi. Teknoloji aracsalliginin zirvesinde insani buyuk hayal kirikliklariyla tanistirdi, Birinci dunya savasinda emeklemeyi ogrenen teknoloji ikinci dunya savasinda artik yetiskin kendine guvenen bir aracti, bu guvenle bir nevi savasin yon vereni oldu. Sikago universitesinde bilim adina icat edilen atom bombasi Japonya’da bir felaketin ve savasin kirli kimliginin sembolu oldu. Almanlarin teknolojideki mukemmeliyetciligi insandan sabun uretmek gibi insanligi derinden sarsan ve yaralayan sakat bir dusuncenin aleti oldu. Ikinci dunya savasi bir yandan milyonlarca insan hayatina maloldu, ote yandan da teknolojiye ve insanoglunun dogasina ve vakarina karsi deruni hayal kirikliklarina sebep oldu.
Butun kotu yonlerine ragmen Ikinci Dunya Savasi insanogluna yepyeni bir kapi araladi, savasin belirleyenleri karmasiklikla mucadele etme disiplini olarak da tanimlayabilecegimiz sistem tasarimini gelistirdi. Bunu yaparken de bilgisayarin ve internetin ilk vizyonunu cizmis oldular. Internet’in 60li yillarin sonunda ilk defa askeri bir baglamda icat edilmis olmasi da bu izlekten bakildiginda sasirtici degildi. 1960’li yillarla baslayan sistem tasarimi ve bilgisayarin aracsalligi vizyonu bizleri bugunku bilgi toplumu cagina eristirdi. 1950’lerden 1980’lere degin teknoloji, askeri ve politik bir arac olarak soguk savas adi verilen donemin mitik ve neredeyse sihirli degnegi oldu. Rusya Amerika ekseninde yapilan teknolojik atismalarda aya dikilen bayrak bir nevi teknoloji mitinin rustunu ispat etmesinin de sembolu oldu. Soguk savastan cikan ve daginik merkeziyetcilik gibi yeni paradigmalarla tanisan insanoglu, savaslardaki rolunden dolayi teknolojiye duydugu o derin hayal kirikligini unuttu, ve internet ve sosyal medya sayesinde teknolojiyi yeniden kendinin bir parcasi olarak gormeye basladi. Gunumuze gelindiginde Arap bahariyla da tescillenen bu romantizmle artik teknoloji sosyal donusumlerin ve devrimlerin haylaz ama sevimli cocugu rolunu ustlenmis oldu. Halbuki bu devrimler silsilesinin hemen oncesindeki 2000’li yillarda, Bati dunyasi teknolojiyi George Orwell’in kemiklerini sizlatacak derecede bir paranoyla bir izleme araci olarak kullanmaktan geri durmadi.
Peki bu girift sosyal, politik ve ekonomik sarmalda bugun teknoloji insana neyi vadediyor, ya da etmeli? Yazi dizisinin basinda teknolojinin bir irade olarak nesvu nema bulmasi gibi bir dusunceden bahsetmistim. Teknoloji bir irade oldugu ve insani ve evrensel degerleri yansitabildigi olcude insanligin bir uzvu, yararli bir parcasi olmayi basarabilir. Peki bu ne demek? Teknolojiyi bir arac gormektense, insanin ve insanligin bir uzvu gormenin insana getirdigi en onemli insiyak teknolojinin deger yargilarinin tasiyicisi olmasi perspektifidir. Teknoloji eger temel hak ve ozgurlukler ve evrensel insani deger yargilarini kendine mihenk tasi olarak kabul edebilirse, bir surec, bilgi ve urun olarak da insanligin gelecegine dair bir umut olmayi devam ettirebilir. Bu yazida teknolojinin sosyolojik ve tarihsel perspektiften bir mutluluk okumasini yaptik. Bir sonraki yazidaysa teknolojinin kisi, kisiler ve sosyal etkilesimler penceresinden bir mutluluk ve afiyet okumasini yapacagiz.
esya ve teknoloji 2- Tasarimin Gucu Alcakgonullulugu
Teknoloji uzerine fikri boyuttaki ilk yazimizdan sonra simdi sira teknolojinin pratigine, uretilebilmesi ve kendini yenileyebilmesi meseline geldi. Teknolojinin kendini yenileyebilmesinin
onculeri olarak karsimiza tanidik bir dortlu cikiyor, temel bilimler, uygulamali bilimler, liberal sanatlar ve isletme. Bu dortlu icinde Yirminciyuzyilin buyuk bir bolumunde en fazla ilgiyi nedense uygulamali bilimler ve ozelinde muhendislik alirken, liberal sanatlarin rolu cogu zaman goz ardi edilegeldi. Halbuki son ceyrek yuzyilda ve ozellikle 2000’li yillarda teknolojinin bilgisayarlarla yasadigi donusumde, karsimiza liberal sanatlarin ve ozelinde tasarimin gucu ortaya cikti. Steve Jobs ve Apple markasiyla kristallesen bu donusum insanlari alisildik teknoloji perspektifinden cok farkli bir noktaya tasidi.Tasarim muhendislik, bilim ve isletme boyutlarini merc edip anlamli bir butune ulasmada bir mentorluk ve tutkal vazifesi gormeye basladi.
Peki tasarimin gucu nereden geliyor?
Tasarimin gucunu uc baslikta dusunebiliriz. Tasarim kul yapisi butun sanat ve uygulamali bilimlerin omurgasini olusturuyor. Bunu yapabilmesi icin de aksiyoner bir alan tanimlamasi gerekiyor. Tasarima addedilen aksiyonerligi diger operasyonel olanlardan ayiran tasarimin hadiselere bakis acisi ve getirdigi dinamik surec. Simdi sirayla bunlara deginelim.
Tasarima salt guzel sanatlar perspektifinden bakma gecerliligini coktan yitirmis durumda. Tasarim kul yapisi butun eylemlerin ozunde var olan bir sanat. Nobel odullu Herbert Simon, temel tasi olmus Yapayligin Bilimleri (Sciences of Artificial) kitabinda bu konuyu ele alir. Simon’a gore planlama ve bu plani hayata gecirme penceresinden bakildiginda her insan bir tasarimcidir. Boyle kapsayici bir acilistan sonra Simon haliyle tasarimin cercevesini de ayni kapsayici duzlemde cizmeyi salik verir. Simon tip, politika, muhendislik, ve isletme gibi alanlari tasarim alanlari olarak tanimlar. Tasarimin ozundeyse problematik bir durumu arzu edilen bir hale getirmek vardir der. Simon Yirminciyuzyilin ikinci yarisinda yazdigi bu kitapla silolasmaktan muzdarip geleneksel sanat ve bilim dallari icin bir nevi de ufuk cizmis olur. Simon bu cercevelemeyi yaptiktan sonra, bu alanlarin calisabilmesi icin bilgisayarin sundugu metodlari, kendi calisma sahasindan orneklerle anlatir. Bu ornekler bize bilgisayarin ongorulen tasarimlarin modellenmesi icin elzem bir arac oldugunu gosterdi. Bugun hala Simon’un cercevesini cizdigi ufku yasiyoruz. Simon’un bahsini ettigi bilgisayarla modelleme bugun tam da ongordugu gibi tip, finans, sosyal bilimler ve politika alanlarinda karar verme mekanizmalarinda yerini almaya basladi.
Tasarimin problematik bir durumu arzu edilen bir duruma donusturmesi kavrami bize tasarimin diger bir vasfini daha anlatiyor. Tasarim fiiliyata dayali bir liberal sanat alaninda tanimlaniyor, yani diger bir ifadeyle tasarim aksiyoner bir disiplin. Bir an icin sosyal bilimlerin bilgi birikimini dusunun, diger yandan temel bilimleri. Bu bilimlerin cogunde bilim icin bilim, ya da sanat icin sanat gibi bir dustur benimsenebilirken, tasarimin ana arterini insana hizmet icin bilim, ya da insana hizmet etmek icin sanat gibi bir dustur yon veriyor. Modern tasarimin kurucularindan olan Richard Nelson, tasarimin ozunun insana hizmet oldugunu, tasarimcinin da buna nispetle alcakgonullu olmasi gerektigini sarf ederken bu dusturu takip ediyordu. Tasarimin bu insan merkezcilligi bize tasarima dair diger guclu bir vasfi haber veriyor. Tasarim teknolojiyi insanilestirebildigi oranda tasarim. Teknoloji insanilik, insansilik, insancilik, ve insaniyet alanina girebilmek icin tasarima muhtac. Tasarim bu babdan teknolojiyi insan ve insani degerlerle renklendiren bir sanat dali.
Peki tasarim bu telvinlemeyi nasil yapabiliyor? Isletme biliminde tasarimin onculugunu yapmasiyla unlu Roger Martin bunu tasarim dusuncesinin parca ve butunu ayni anda dusunebilmesine bagliyor. Nasil mi? Muhendislik bilimleri herhangi bir problemin cozumunde tumdengelim, ve tumevarim dedigimiz analitik dusunce yapisini kullaniyor. Buna gore, herhangi bir problemi cozebilmek icin ya parcalari anlayip bu parcayi birlestirmemiz gerektigini varsayiyor veyahut butunu parcalayip parcayi anlamaya calismamiz gerektigini varsayiyor. Bu dusunce yapisinin bir problemi parcada yani detayda, digeri de butunun heyulasinda kaybolmak. Tasarimsa daha farkli bir dusunce yapisindan nemalaniyor. Ecnebilerin abductive reasoning dedikleri bu ucuncu yol, hem parcayi hem butunu gozonunde tutuyor, ve problemlerin cozumunde parcalar arasindaki iliskilere ve bu iliskiler icin gelistirdigi farazi senaryolara onem veriyor. Parcalar arasindaki iliskiye verilen onem, tasarimciya yaratici sicrama dedigimiz seyi yasatiyor, ve tasarimci ihtimaller uzerinde yogun caba sarfederken cozume ulasiyor. Cozumun ortaya cikmasinda tasarimcinin sezgileri kadar yaratici surecin yogunlugu onem kazaniyor.
Tasarima ayirdigimiz bu bolumu ozetleyecek olursak, teknolojinin kendini yenileyebilmesinde kritik rolu tasarim ustleniyor. Tasarim bu rolu yuklenirken uc temel gucunden besleniyor. Tasarimin disiplinlerarasi olmasi, tasarimin dusunceli aksiyoner olmasi, ve son olarak da tasarimin problemin cozumunde izledigi yaratici rol. Tasarimin bu vasiflarinin kendini butunuyle ifade ettigi durumda cozume dair fikir ve konseptler nesvu nema buluyor. Bir dahaki yazida teknolojinin vadettiklerine dair bir okuma yapacagiz.
esya ve teknoloji I - Bir sanat olarak teknoloji ve vaadettikleri
Darbi meseldir, tas cagindan girilip demir cagindan cikilir, ilk, orta, yeni caglar poetikasi derken endustriyel devrimin hiperbolik tepeleri hayretle nazar edilip, insanin esyayla olan serencami anlatilir. Esyanin tarihsel degisim ve gelisimindeki bu Bati merkezcil okuma bir yana, esyanin hikayesinde aslolan, esyanin insanin yapabilme, edebilme ve kullanabilme vasiflariyla olan hemhalidir. Anlam dunyamizda bu vasiflarin karsilik buldugu iki kavramdan biri zenaat, digeri sanattir. Bu kavramlar oysa endustriyel devrimle beraber yepyeni bir donusum yasadi. Esyanin imal edilmesinde surec ve usulde yasanilan afaki boyuttaki degisimler bizi eski yeni bir kavramla hemhal etti: teknoloji.
Teknolojinin etimolojik kokenine indigimizde sanat ve zenaatla karsilasmamiz o yuzden bir surpriz degil. Tekne Yunancada sanat, zenaata; logia da bunun bir calisma alani olmasina karsilik geliyor. Teknolojinin bu gun bu denli teknik ve muhendislikle ozdeslestirilmesi ve aracsallastirmasi bu anlamda baslibasina bir unutkanlik hikayesi. Bu unutkanligin bizi goturdugu iki cikmaz var, birincisi teknolojinin kisir bir donguye girip kendini yenileyememesi, yani salt bir tuketim nesnesi haline gelmesi; ikincisiyse teknolojinin ozunde kendinden nemalandigi ve deger yargilarinin onemsiz oldugu yanilsamasi. Teknolojinin bir sanat olmasi bakis acisiysa bize yepyeni kapilar acabilir, ve bizi teknolojinin insani deger yargilariyla surdurulen bir sanat olacagi gunleri tahayyule goturebilir.
Bu unutkanligin uzerine giderken ne tur okumalar, veyahut zihin egzersizleri yapabiliriz?
Bunlardan ilki dusunsel bir okuma olabilir. Teknolojinin basit bir analizini yapmaya calisirsak belli basli dort boyutundan bahsedebiliriz: teknolojinin nesneleri ve malzemeleri; yapisal ve fonksiyonel yonleri; nihayetinde ise sosyal ve tarihsel baglami. Teknoloji uzerine yogun fikir mesaisi yapmis felsefecilerden Carl Mitcham teknoloji uzerine en verimli okumanin yapisallik ve islevsellik uzerinden yapilacagini soyler. Bunun basica sebebi yapitaslarini ve islevselligini anladigimiz oranda teknolojiyi icsellestirme ve yenileyebilme sansina sahip olmamiz olabilir. Yani bir anlamda bu pragmatik bir okuma yapmamizi saglar. Yapisallik ve fonksiyonellikten kastedilen ilk elde insana kolay anlasilir gelmeyebilir. Bunu otomobil gibi herhangi bir esya uzerinden anlamaya calisirsak, otomobilin uretililebilirligi noktasinda otomobilin nesnesi,malzemesi, tarihselligi, ve sosyal boyutu bizi sadece felsefe yapmaya gotururken, yapisal ve islevsel olarak bir okumasi otomobil uretmenin yollarini anlamaya goturebilir.
Yapisallik ve fonksiyonellik baglaminda, teknoloji dort farkli yuze sahiptir, bilgi olarak teknoloji, surec olarak teknoloji, urun olarak teknoloji, ve bir irade olarak teknoloji. Bu dortluden ilk ucunu anlamak dorduncuye nispeten daha rahat olabilir. Teknolojinin varligi icin ilk gerekli olan sey bilgidir, bilginin fiiliyata gecmesi sureci anlatirken, surecten nesvu nema bulansa bize urunu verir. Bir nevi bu uclu sacayagi teknolojinin ne’si nasili, ve nicinini anlatir.
Bir irade olarak teknoloji ise uzerinde daha yogun dusunulmesi gereken bir boyuttur. Teknoloji uzerine kalem oynatmis dusunurler teknolojinin uc turlu irade yorumuna sahip oldugunu soylerler. Bunlardan ilki teknolojiyi bilme iradesi, ikincisi teknolojinin bir arac olmasi iradesi, ucuncusuyse her ikisini de kapsamaya calisan cogulcu irade. Teknolojinin irade olmasi bahsinde can alici nokta teknolojinin insanlari hayallerine, deger yargilarina, umitlerine yaklastirmadaki roludur. Bu sorunun hayatiligini teknolojinin Yirminci yuzyil Dunya savaslari kotu sabikasi ve Arap baharinda olan muspet etkisi skalasi uzerinden dusunebiliriz. Teknoloji deger yargilarinin ete kemige burunmesi icin de, onlarin yok etmek icin de kullanilabilir.
Buraya kadar bahsedilenleri ozetleyecek olursak, insan esya arasindaki iliskiyi ozellikle gunumuz cercevesinde belirleyen teknolojidir. Teknoloji ozunde bir sanattir, sanat olmasi bize teknolojinin iki potansiyelini, insan esya arasindaki iliskiyi yenileyebilmesi ve insanin deger yargilarini yasatabilmesi ya da uygulayabilmesi ihtimallerini gosterir. Teknolojinin sanat oldugunu unutmuslugumuzun cikis noktasi, teknolojiyi etraflica dusunmekten, yapi taslarini ve islevini deruni bir okumadan gecirmekten gecer. Bir dahaki bahiste, dusunsel boyuttan fiili boyuta gecis yapip, tasarimdan, ve tasarimin teknolojiyi insanilestirmesi temasindan devam edecegiz.
Teknolojinin etimolojik kokenine indigimizde sanat ve zenaatla karsilasmamiz o yuzden bir surpriz degil. Tekne Yunancada sanat, zenaata; logia da bunun bir calisma alani olmasina karsilik geliyor. Teknolojinin bu gun bu denli teknik ve muhendislikle ozdeslestirilmesi ve aracsallastirmasi bu anlamda baslibasina bir unutkanlik hikayesi. Bu unutkanligin bizi goturdugu iki cikmaz var, birincisi teknolojinin kisir bir donguye girip kendini yenileyememesi, yani salt bir tuketim nesnesi haline gelmesi; ikincisiyse teknolojinin ozunde kendinden nemalandigi ve deger yargilarinin onemsiz oldugu yanilsamasi. Teknolojinin bir sanat olmasi bakis acisiysa bize yepyeni kapilar acabilir, ve bizi teknolojinin insani deger yargilariyla surdurulen bir sanat olacagi gunleri tahayyule goturebilir.
Bu unutkanligin uzerine giderken ne tur okumalar, veyahut zihin egzersizleri yapabiliriz?
Bunlardan ilki dusunsel bir okuma olabilir. Teknolojinin basit bir analizini yapmaya calisirsak belli basli dort boyutundan bahsedebiliriz: teknolojinin nesneleri ve malzemeleri; yapisal ve fonksiyonel yonleri; nihayetinde ise sosyal ve tarihsel baglami. Teknoloji uzerine yogun fikir mesaisi yapmis felsefecilerden Carl Mitcham teknoloji uzerine en verimli okumanin yapisallik ve islevsellik uzerinden yapilacagini soyler. Bunun basica sebebi yapitaslarini ve islevselligini anladigimiz oranda teknolojiyi icsellestirme ve yenileyebilme sansina sahip olmamiz olabilir. Yani bir anlamda bu pragmatik bir okuma yapmamizi saglar. Yapisallik ve fonksiyonellikten kastedilen ilk elde insana kolay anlasilir gelmeyebilir. Bunu otomobil gibi herhangi bir esya uzerinden anlamaya calisirsak, otomobilin uretililebilirligi noktasinda otomobilin nesnesi,malzemesi, tarihselligi, ve sosyal boyutu bizi sadece felsefe yapmaya gotururken, yapisal ve islevsel olarak bir okumasi otomobil uretmenin yollarini anlamaya goturebilir.
Yapisallik ve fonksiyonellik baglaminda, teknoloji dort farkli yuze sahiptir, bilgi olarak teknoloji, surec olarak teknoloji, urun olarak teknoloji, ve bir irade olarak teknoloji. Bu dortluden ilk ucunu anlamak dorduncuye nispeten daha rahat olabilir. Teknolojinin varligi icin ilk gerekli olan sey bilgidir, bilginin fiiliyata gecmesi sureci anlatirken, surecten nesvu nema bulansa bize urunu verir. Bir nevi bu uclu sacayagi teknolojinin ne’si nasili, ve nicinini anlatir.
Bir irade olarak teknoloji ise uzerinde daha yogun dusunulmesi gereken bir boyuttur. Teknoloji uzerine kalem oynatmis dusunurler teknolojinin uc turlu irade yorumuna sahip oldugunu soylerler. Bunlardan ilki teknolojiyi bilme iradesi, ikincisi teknolojinin bir arac olmasi iradesi, ucuncusuyse her ikisini de kapsamaya calisan cogulcu irade. Teknolojinin irade olmasi bahsinde can alici nokta teknolojinin insanlari hayallerine, deger yargilarina, umitlerine yaklastirmadaki roludur. Bu sorunun hayatiligini teknolojinin Yirminci yuzyil Dunya savaslari kotu sabikasi ve Arap baharinda olan muspet etkisi skalasi uzerinden dusunebiliriz. Teknoloji deger yargilarinin ete kemige burunmesi icin de, onlarin yok etmek icin de kullanilabilir.
Buraya kadar bahsedilenleri ozetleyecek olursak, insan esya arasindaki iliskiyi ozellikle gunumuz cercevesinde belirleyen teknolojidir. Teknoloji ozunde bir sanattir, sanat olmasi bize teknolojinin iki potansiyelini, insan esya arasindaki iliskiyi yenileyebilmesi ve insanin deger yargilarini yasatabilmesi ya da uygulayabilmesi ihtimallerini gosterir. Teknolojinin sanat oldugunu unutmuslugumuzun cikis noktasi, teknolojiyi etraflica dusunmekten, yapi taslarini ve islevini deruni bir okumadan gecirmekten gecer. Bir dahaki bahiste, dusunsel boyuttan fiili boyuta gecis yapip, tasarimdan, ve tasarimin teknolojiyi insanilestirmesi temasindan devam edecegiz.
teknoloji, sanat, tasarim
bu blog teknoloji insan iliskisini anlayabilmek icin insan ve teknoloji arasinda sarmal bir bag kurmaya calisacak, sonrasindaysa insan-teknoloji cercevelemesinde meseleye ahlaki ya da ozcul bir bakis acisi getirmeye calisacak.
bir teknoloji olarak insan
insani teknolojinin oznesi olarak gormeye alisik zihinlerimize bir de aynanin diger tarafindan bakmayi onerelim. insanin bizzat kendi bedeni, teknolojisi girift ve elegan bir urunler manzumesi. insanin teknolojik giriftligi konusunda darbi mesel olmus gozu ele alabilirsiniz. mekanigi, elektronigi, kimyasi, urun tasarimi, calisma algoritmalari, davranislari ve sairle goz erisilmesi guc bir teknolojinin sifresini verir.
insan teknolojisinin en goze carpan ozellikleri yeni hal ve seraitlere gosterebildigi yuksek uyumluluk kabiliyeti, butun parca iliskisinde mukemmele yakin bir entegrasyon ve ahenge sahip olmasi.
bu baglamda insanin ve de tabiatin kendilerinin teknoloji icin bir ufuk oldugunu soyleyebilir miyiz?
bir insansi olarak teknoloji
teknolojinin bir gun insanin yerini alacak muadiller uretecegi bugun en dusuk profilli bilimkurgusunun bile olmazsa olmazi. peki teknolojinin insan-tipkisi ya da benzeri kompozisyonlara uretmesi ne demek? teknolojinin insanin tamamen yerini alacagi senaryosu bizi robotlara goturuyor. goturuyor. robotlardan konusmaya baslandigindaysa konu bir sekilde etik ve ahlakilik konusuna geliyor.
kamil insan ekseninde teknoloji
teknolojinin insanilesmesi, insanin teknolojiklesmesi esnasinda yukselen sual deger yargilari ve estetik olana duyulan ihtiyac. bu konuda imdadimiza yetisense kamil insan kavrami. kamil insan kavramina sekil veren guzel isimler.
Sunday, September 16, 2012
sanat, tasarim, ve teknolojiye dair
Bu blog sanat, tasarim ve teknoloji uzerine bir fikir isciligi denemesi olacak. Bu fikir isciliginin birden fazla motivasyonu var, bunlardan ilki liberal sanatlar konusunda Turk dusunce hayatinda bir bosluk oldugu gozlemi, ikincisi yine birinciye bagli olarak bu boslugun doldurulmasi konusunda kisisel olarak duyulan vicdani ve duygusal bir sorumluluk hissi. Bu insiyak ve istiyakla bu blog okuru teknolojinin felsefi ve pratik boyutlarda kesfe cagiriyor. eyvallah, ve vira bismillah.
Subscribe to:
Posts (Atom)